<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>mIRCLove mIRC Love mRc &#187; Genel Kültür</title>
	<atom:link href="http://www.mirclove.gen.tr/category/genel-kultur/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mirclove.gen.tr</link>
	<description>Sohbet Chat Muhabbet Haber Blog</description>
	<lastBuildDate>Sat, 07 Apr 2012 12:16:20 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Niçin Kuruldu</title>
		<link>http://www.mirclove.gen.tr/23664-dil-tarih-ve-cografya-fakultesi-nicin-kuruldu.php</link>
		<comments>http://www.mirclove.gen.tr/23664-dil-tarih-ve-cografya-fakultesi-nicin-kuruldu.php#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Dec 2010 21:27:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk dil tarih coğrafya fakültesini hangi amaçla kurmuştur]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk türk dil kurumunu neden kurdu]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkün açtığı okullar]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkün kurduğu kurumlar]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[dil tarih cografya fakültesi hangi amaçla kurulmuştur]]></category>
		<category><![CDATA[dil tarih coğrafya fakültesi ne amacla kuruldu]]></category>
		<category><![CDATA[DİL TARİH COĞRAFYA FAKÜLTESİ NEDEN KURULDU]]></category>
		<category><![CDATA[dil tarih coğrafya fakültesi niçin kurulmuştur]]></category>
		<category><![CDATA[Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Tarihi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23664</guid>
		<description><![CDATA[Dil , Tarih ve Coğrafya Fakültesi (DTCF) Niçin Kuruldu Ankarada yaşayanlar veya Başkenti ziyaret Edenler bilirler sıhhiye köprüsünün Ulus istikametinde Tüm İhtişamı İle ben Tarihim diyen bir bina durmaktadır. Ulu Önderimizin Milletimizin Dil,Tarih ve Coğrafya alanlarında ulusumuzun bilgi birikimine katkı sağlamak için kurdurulan Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Kurulmuş olduğu yıldan itibaren ülkemiz Sosyal Bilimler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dil , Tarih ve Coğrafya Fakültesi (DTCF) Niçin Kuruldu</p>
<p>Ankarada yaşayanlar veya Başkenti ziyaret Edenler bilirler sıhhiye köprüsünün Ulus istikametinde Tüm İhtişamı İle ben Tarihim diyen bir bina durmaktadır. Ulu Önderimizin Milletimizin Dil,Tarih ve Coğrafya alanlarında ulusumuzun bilgi birikimine katkı sağlamak için kurdurulan Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Kurulmuş olduğu yıldan itibaren ülkemiz Sosyal Bilimler ve Edebiyatına sağladığı katkı ile her zaman gözbebeği olmuş bir eğitim kurumu olmuştur.</p>
<p>Ankara üniversitesi bünyesinde bulunan Atatürk’ün tavsiyesi ile kurulan ve adını doğrudan kendisinin koyduğu Dil,Tarih ve Coğrafya Fakültesi , 22 Haziran 1935′te Evkaf Apartmanında kurulmuştur.1936 yılında öğretime başlayan fakültenin 195 öğrencisi olmuştur. 13 Haziran 1946  yılında Ankara Üniversitesi bünyesine alınmıştır.Mustafa Kemalin ulusal kültürün oluşması için zorunlu gördüğü tarih ve dil çalışmalarını yürütmek, dil devrimini gerçekleştirmek amacıyla iki ayrı dernek kurulmuştu: Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu.<br />
Bu kurumlar çalışmalarını sürdürürken, elde edilen verilerin bilimsel açıdan değerlendirilmesine, bu alanlarda uzmanlara ve öğretmenlere gereksinim duyuyor, böyle bir akademik yapıdan yoksunluk kendini hissettiriyordu.<br />
Bu gereksinimi gidermek için, 1935 yılında, Başkent Ankara’da, adını doğaldan doğruya Mustafa Kemal’in koyduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kurulmasına karar verilmişti. Kuruluş yasası TBMM’de görüşülürken, Millî Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, bu fakültenin kuruluş amacını şöyle belirtmişti:<br />
“Atatürk’ün yüksek dehasından doğan ve kendi kutlu eliyle yaratılan tarih ve dil devinimi, bunlara bağlı olan arkeoloji ve coğrafya bilgileri için Ankara’da bir fakülte açılacaktır. Bu fakülte, bu bilimleri öğretecek, üretecek ve olabildiğince kısa bir süre içinde bilim dünyasının gözü önüne bu hakikatleri sermeye çalışacaktır.”<br />
Fakültenin kuruluşunu öngören 2795 sayılı yasanın gerekçesinde ise iki ayrı gereksinme vurgulanmıştı:<br />
“Başkentte, bir yönden Türk kültürünü bilgi yöntemi ile işleyecek bir inceleme ve araştırma kurumu; öte yandan ortaöğretim kurumlarımıza, ulusal dil ve tarihimizin bilimsel ve en yeni anlayışlarına göre hazırlanmış öğretmen yetiştirmek…”</strong><br />
<span id="more-23664"></span><br />
Böylece, 9 Ocak 1936′da Mustafa Kemal’in de katıldığı büyük bir törenle açılan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, bilimsel araştırmalar yapma ve yaymanın dışında. Tarih Kurumu ile Dil Kurumu’nun çalışmalarını da bir arada değerlendirip senteze varmaya da çalışacaktı.<br />
1936 yılında 195 öğrenci ile öğretime başlayan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 13 Haziran 1946′ya kadar Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet göstermiş, bu tarihten itibaren 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile Ankara Üniversitesi’nin bünyesinde yer almıştır.<br />
Mustafa Kemalin ulusal kültürün oluşması için zorunlu gördüğü tarih ve dil çalışmalarını yürütmek, dil devrimini gerçekleştirmek amacıyla iki ayrı dernek kurulmuştu: Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu.<br />
Bu kurumlar çalışmalarını sürdürürken, elde edilen verilerin bilimsel açıdan değerlendirilmesine, bu alanlarda uzmanlara ve öğretmenlere gereksinim duyuyor, böyle bir akademik yapıdan yoksunluk kendini hissettiriyordu.<br />
Bu gereksinimi gidermek için, 1935 yılında, Başkent Ankara’da, adını doğaldan doğruya Mustafa Kemal’in koyduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kurulmasına karar verilmişti. Kuruluş yasası TBMM’de görüşülürken, Millî Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, bu fakültenin kuruluş amacını şöyle belirtmişti:<br />
“Atatürk’ün yüksek dehasından doğan ve kendi kutlu eliyle yaratılan tarih ve dil devinimi, bunlara bağlı olan arkeoloji ve coğrafya bilgileri için Ankara’da bir fakülte açılacaktır. Bu fakülte, bu bilimleri öğretecek, üretecek ve olabildiğince kısa bir süre içinde bilim dünyasının gözü önüne bu hakikatleri sermeye çalışacaktır.”<br />
Fakültenin kuruluşunu öngören 2795 sayılı yasanın gerekçesinde ise iki ayrı gereksinme vurgulanmıştı:<br />
“Başkentte, bir yönden Türk kültürünü bilgi yöntemi ile işleyecek bir inceleme ve araştırma kurumu; öte yandan ortaöğretim kurumlarımıza, ulusal dil ve tarihimizin bilimsel ve en yeni anlayışlarına göre hazırlanmış öğretmen yetiştirmek…”<br />
Böylece, 9 Ocak 1936′da Mustafa Kemal’in de katıldığı büyük bir törenle açılan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, bilimsel araştırmalar yapma ve yaymanın dışında. Tarih Kurumu ile Dil Kurumu’nun çalışmalarını da bir arada değerlendirip senteze varmaya da çalışacaktı.<br />
1936 yılında 195 öğrenci ile öğretime başlayan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 13 Haziran 1946′ya kadar Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet göstermiş, bu tarihten itibaren 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile Ankara Üniversitesi’nin bünyesinde yer almıştır.</p>
<p>Mustafa Kemalin ulusal kültürün oluşması için zorunlu gördüğü tarih ve dil çalışmalarını yürütmek, dil devrimini gerçekleştirmek amacıyla iki ayrı dernek kurulmuştu: Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu.Bu kurumlar çalışmalarını sürdürürken, elde edilen verilerin bilimsel açıdan değerlendirilmesine, bu alanlarda uzmanlara ve öğretmenlere gereksinim duyuyor, böyle bir akademik yapıdan yoksunluk kendini hissettiriyordu.Bu gereksinimi gidermek için, 1935 yılında, Başkent Ankara’da, adını doğaldan doğruya Mustafa Kemal’in koyduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kurulmasına karar verilmişti. Kuruluş yasası TBMM’de görüşülürken, Millî Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, bu fakültenin kuruluş amacını şöyle belirtmişti:“Atatürk’ün yüksek dehasından doğan ve kendi kutlu eliyle yaratılan tarih ve dil devinimi, bunlara bağlı olan arkeoloji ve coğrafya bilgileri için Ankara’da bir fakülte açılacaktır. Bu fakülte, bu bilimleri öğretecek, üretecek ve olabildiğince kısa bir süre içinde bilim dünyasının gözü önüne bu hakikatleri sermeye çalışacaktır.”Fakültenin kuruluşunu öngören 2795 sayılı yasanın gerekçesinde ise iki ayrı gereksinme vurgulanmıştı:“Başkentte, bir yönden Türk kültürünü bilgi yöntemi ile işleyecek bir inceleme ve araştırma kurumu; öte yandan ortaöğretim kurumlarımıza, ulusal dil ve tarihimizin bilimsel ve en yeni anlayışlarına göre hazırlanmış öğretmen yetiştirmek…”Böylece, 9 Ocak 1936′da Mustafa Kemal’in de katıldığı büyük bir törenle açılan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, bilimsel araştırmalar yapma ve yaymanın dışında. Tarih Kurumu ile Dil Kurumu’nun çalışmalarını da bir arada değerlendirip senteze varmaya da çalışacaktı.1936 yılında 195 öğrenci ile öğretime başlayan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, 13 Haziran 1946′ya kadar Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak faaliyet göstermiş, bu tarihten itibaren 4936 sayılı Üniversiteler Kanunu ile Ankara Üniversitesi’nin bünyesinde yer almıştır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirclove.gen.tr/23664-dil-tarih-ve-cografya-fakultesi-nicin-kuruldu.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneşin Özellikleri Nelerdir</title>
		<link>http://www.mirclove.gen.tr/23358-gunesin-ozellikleri-nelerdir.php</link>
		<comments>http://www.mirclove.gen.tr/23358-gunesin-ozellikleri-nelerdir.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 10:17:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23358</guid>
		<description><![CDATA[Yeryüzündeki canlıların yaşaması bakımından en büyük enerji kaynağı olan Güneş,dünyadan bir milyon defa daha büyüktür. Dünyadaki bütün canlılar, canlılıklarını Güneş&#8217;in ısısına ve ışığına borçludurlar. Güneş dünya&#8217;ya en yakın yıldızdır. Güneş sisteminin merkezi olan Güneş, aslında küçük yıldızlardan sayılır. Fakat başka yıldızlara oranla dünya&#8217;ya yakın olduğu için bize büyük görünür. Güneş&#8217;in dünyadan uzaklığı yaklaşık olarak 149.500.000 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeryüzündeki canlıların yaşaması bakımından en büyük enerji kaynağı olan Güneş,dünyadan bir milyon defa daha büyüktür. Dünyadaki bütün canlılar, canlılıklarını Güneş&#8217;in ısısına ve ışığına borçludurlar.</p>
<p>Güneş dünya&#8217;ya en yakın yıldızdır. Güneş sisteminin merkezi olan Güneş, aslında küçük yıldızlardan sayılır. Fakat başka yıldızlara oranla dünya&#8217;ya yakın olduğu için bize büyük görünür. Güneş&#8217;in dünyadan uzaklığı yaklaşık olarak 149.500.000 kilometredir. Çapı 1. 380. 000 kilometre olup dış görünüş bakımından 3 kısımda incelenebilir :</p>
<p>1- Işıkküre (Fotosfer)</p>
<p>2- Renkküre (Kromosfer)</p>
<p>3- Taç (Korona)</p>
<p>Güneş dünyadan bir milyon defa daha büyüktür ama ağırlığı dünyanın sadece 332. 000 katıdır. Bu durumda,Güneş&#8217;in dünyadan daha hafif materyalden yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. Başka türlü söylemek gerekirse, Güneş&#8217;i meydana getiren maddeler dünyayı meydana getiren maddelerden daha hafiftir. Çünkü dünya Güneş kadar büyük olsaydı,ağırlığı onun ağırlığının dört misli olacaktı.</p>
<p>Dünyayı meydana getiren elemanların büyük bir kısmı Güneş&#8217;te de mevcuttur. Hatta bunlardan bazılarının oranı dünyadakinden daha fazladır. Güneşin bileşiminde en yüksek oranla bulunan maddeler hidrojen,kalsiyum, sodyum, magnezyum ve demirdir.</p>
<p>Yukarda, Güneş&#8217;i oluşturan materyalin dünyaya oranla daha hafif olmaları gerektiğini belirtmiştik. Bunun nedeni,Güneş&#8217;in genellikle gazlardan meydana gelmiş bir küre olmasıdır. Yani, Güneş kızgın bir gaz küresidir. Uzayda kızgın gazlardan oluşmuş bir kürenin varlığını tahayyül etmek belki de güçtür. Çünkü gaz kapalı tutulmadığı süre kaçan, dağılan bir elemandır. Ancak çekim kuvvetinin buradaki etkisini de unutmamak gerekir. Güneşin çekim gücü, dünyanın çekim, gücünden çok büyüktür.</p>
<p>Güneşin en belirgin özelliklerinden biri, belki birincisi de buradaki akıl almayacak yüksek ısıdır. Güneş&#8217;in ışık ve sıcaklık veren parlak kesimi ışıkküre&#8217;deki ısının 5800° (derece) olduğu hesaplanmıştır. Merkezindeki ısı ise yaklaşık olarak 20.000.000° (derece) yi bulmaktadır.Yüzeye doğru geldikçe bu ısı azalır.Işıkküre&#8217;nin üst kesimlerinde ısı 4200° ye kadar düşer.Bilimsel yöntemlerle yapılan incelemeler, bundan sonra ısımn gene yükseldiğini belirtmektedir. Taç kısmının başladığı 15.000 kilometrede 500. 000° ye ulaşmışken, tacın dış kesimlerinde 1.500.000°ye yükselir.</p>
<p>Güneş&#8217;in merkezindeki korkunç ve akıl almaz ısıda,madde en ilkel halindedir. Başka türlü söylemek gerekirse,atom çekirdekleri kendilerini kuşatan elektron uydulardan sıyrılmışlardır.</p>
<p>Dünyanın yoğunluğuna oranla Güneş&#8217;in yoğunluğunun daha az olacağı tabii bir şeydir. Nitekim Güneş&#8217;in yoğunluğu suyun yoğunluğunun 1.14 ü kadar olduğu halde, dünyanın yoğunluğu bunun 5. 5 katıdır.</p>
<p>Yazının başında Güneş&#8217;in dünyamıza en yakın yıldız olduğuna değinmiştik. Güneşten sonra bize en yakın yıldız (Alpha Centauri),gerçekte Güneşten yaklaşık olarak 300.000 defa daha uzaktır.</p>
<p>Güneşin enerji kaynağı çok eski tarihlerden beri bilim adamları için bir merak konusu olmuştur. Güneşin aynı büyüklükte bir kömür kitlesi olduğu varsayılsa,bu kitle 1500 yıl içinde yanıp biterdi. Oysa, bilimsel yöntemlerle yapılan incelemeler sonucu, dünya gibi Güneş&#8217;in de birkaç milyar yaşında olduğu ortaya çıkmıştır. Son inceleme ve araştırmalara göre, Güneş&#8217;teki enerji kaynağı atomlardır. Güneş&#8217;in merkezindeki hidrojen atomları sürekli olarak helyum atomuna çevrilmektedir. Bunun nedeni, basit yapılı hidrojen atomunun diğer bütün elemanların &#8220;yapı taşı&#8221; niteliğinde olmasıdır. Hidrojen&#8217;den sonra en basit atom da helyum atomudur. Hidrojen atomu Güneş&#8217;in merkezinde helyum atomuna dönüşürken % 3 oranında bir kayıp olur. Bu fark da enerji, sıcaklık ve ışık olarak şekillenir. Yani Güneş&#8217;in yüzünden devamlı olarak kaybolan enerji, iç yapısında atom değişmelerinden oluşan enerjiyle karşılanmaktadır. Bu da, Güneş&#8217;e akıl almaz boyutlarla dev yapılı ve tükenmez bir atom pili niteliği verir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirclove.gen.tr/23358-gunesin-ozellikleri-nelerdir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aydaki Lekeler Nedir</title>
		<link>http://www.mirclove.gen.tr/23356-aydaki-lekeler-nedir.php</link>
		<comments>http://www.mirclove.gen.tr/23356-aydaki-lekeler-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 09:52:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23356</guid>
		<description><![CDATA[İnsanlar 1600 yıllarında teleskopla aya ilk kez baktıklarında, ayın yüzeyinde denizi andıran bazı kesimler görmüşlerdi. Gerçekten ayda su olmadığı için, &#8220;deniz&#8221; gibi görünen şeyler büyük düzlüklerdir. Bu düzlükler yeryüzündeki düzlüklere benzemezler. Garip şekilli,renkleri yeryüzündekinden farklı büyük kayalar ve küçük kraterler (yanardağ ağızları) ile kaplıdır. Ayın yüzündeki en büyük deniz (yani düzlük) &#8221; Fırtınalar Okyanusu&#8221; diye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanlar 1600 yıllarında teleskopla aya ilk kez baktıklarında, ayın yüzeyinde denizi andıran bazı kesimler görmüşlerdi. Gerçekten ayda su olmadığı için, &#8220;deniz&#8221; gibi görünen şeyler büyük düzlüklerdir. Bu düzlükler yeryüzündeki düzlüklere benzemezler. Garip şekilli,renkleri yeryüzündekinden farklı büyük kayalar ve küçük kraterler (yanardağ ağızları) ile kaplıdır. Ayın yüzündeki en büyük deniz (yani düzlük) &#8221; Fırtınalar Okyanusu&#8221; diye adlandırılmıştır. Ayın yüzüne düşen dev meteorlar orada muhtelif denizlerin (kayalar ve kraterlerle kaplı düzlüklerin) meydana gelmesine sebep olmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirclove.gen.tr/23356-aydaki-lekeler-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Buzul Nedir</title>
		<link>http://www.mirclove.gen.tr/23353-buzul-nedir.php</link>
		<comments>http://www.mirclove.gen.tr/23353-buzul-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 09:24:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23353</guid>
		<description><![CDATA[Çok eskiden Kuzey Amerika&#8217;yı kaplayan büyük buz kitlesinin tam merkez çevresindeki kalınlığının yaklaşık olarak 4500-5000 metreyi bulduğu tahmin edilmektedir. Buz Çağında bu kitle tahminen dört kez teşekkül etmiş ve eriyip çözülmüştür. Aynı şey dünyanın diğer taraflarında da olmuş, fakat bazı kesimlerde buz kitleleri eriyip çözülmemiştir. Örneğin büyük bir ada olan Grönland,kıyılarındaki dar toprak şeritleri hariç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok eskiden Kuzey Amerika&#8217;yı kaplayan büyük buz kitlesinin tam merkez çevresindeki kalınlığının yaklaşık olarak 4500-5000 metreyi bulduğu tahmin edilmektedir. Buz Çağında bu kitle tahminen dört kez teşekkül etmiş ve eriyip çözülmüştür. Aynı şey dünyanın diğer taraflarında da olmuş, fakat bazı kesimlerde buz kitleleri eriyip çözülmemiştir. Örneğin büyük bir ada olan Grönland,kıyılarındaki dar toprak şeritleri hariç hala buzla kaplıdır. İç taraflarda bu buz örtüsünün yüksekliği bazı yerlerde 3000 metreyi geçer. Aynı şekilde, Antartika da 3300 ile 4000 metre yüksekliği bulan kıtasal bir buz örtüsüyle kaplıdır.</p>
<p>İşte bu yüzden,dünyanın bazı bölgelerinde hala Buz Çağından beri eriyip, çözülmemiş buzullar vardır. Fakat buzulların çoğu daha yakın zamanlarda oluşmuştur. Özellikle &#8220;vadi tipi buzul&#8221; lar bu guruptandır.</p>
<p>Kalın ve yer yer yükselmeler yapan buz örtüleri,buz nehirleri anlamına gelen &#8220;buzul&#8221;, düzlük çevrelerde büyük alanları kaplıyorsa,bunlara &#8220;iç buzul&#8221; adı verilir. Daha yukarda değinmiş olduğumuz gibi,buz örtülerinin en büyüğü Antarktika&#8217;dadır ve 5. 000. 000 kilometre karelik bir alanı kaplamaktadır. Bunun ardından Grönlan&#8217;ın büyük bir kesimini kaplayan,yaklaşık olarak 2.000.000 kilometre kare&#8217;ye yakın buz örtüsü gelir. Norveç ve İzlanda&#8217;da daha küçük yüzölçümlü buz örtüleri vardır.</p>
<p>İkinci tür buzullar ırmak tipinde olur ve bunlara &#8220;Alp tipi buzul&#8221; adı verilir. Buzulların akışındaki hız öylesine azdır ki, bu hız günde santimetre olarak ölçülür.</p>
<p>Buzullar karlık bölge sınırından güneye doğru sarktıkça erirler. Denize ulaşan buzullar ise parçalar halinde suya düşer ve buzdağlarını (aysbergler) meydana getirirler. Çağımızda dünyanın en büyük buzulları Avrupa&#8217;da Alp Dağları&#8217;nda, Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin batı kesiminde bazı dağlarda, Kanada ve Alaska&#8217;da bulunmaktadır. Alaska&#8217;daki Malaspina Buzulu 3900 kilometre karelik bir alanı örter. Ünlü Mont Balnc&#8217;daki &#8220;Buz Denizi&#8221; ve gene Alpler&#8217;deki Mont Rosa&#8217;daki buzullar çok yaygın ölçüde tanınmıştır. Avrupa&#8217;da Alpler&#8217;de 1200&#8242;ü aşkın buzul olduğu bilinmektedir. Ayrıca, gene Avrupa&#8217;da Pirene, Karpat dağlarında, Avrupa sınırları içinde sayılan Kafkas Dağları&#8217;nda önemli buzullar bulunmaktadır. Bazı buzulların uzunluğu 25 ile 50 mil arasında değişir.</p>
<p>Memleketimizde Doğu Anadolu&#8217;nun yüksek dağlık bölgelerinde de bazı buzullar olup, bunların en önemlisi Hakkari yakınında Cilo Dağı&#8217;ndaki buzullardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirclove.gen.tr/23353-buzul-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dev Gezegenler Hangileridir</title>
		<link>http://www.mirclove.gen.tr/23351-dev-gezegenler-hangileridir.php</link>
		<comments>http://www.mirclove.gen.tr/23351-dev-gezegenler-hangileridir.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 09:23:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23351</guid>
		<description><![CDATA[Güneş sisteminin dışındaki bir astronom, Merkür, Venüs, Dünya, Mars (Merih) ve Pluto gibi gezegenleri pek önemsemeyecek, gezegenler sistemine sadece Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün&#8217;den meydana gelmiş gözüyle bakacaktır. Plüto hariç,dünya ile aynı gurupta kalan gezegenler ve Jüpiter, Satürn,Uranüs ve Neptün gibi dev gezegenler, asteroid kuşakla birbirlerinden ayrılmış durumdadırlar. Üç küçük gezegen bu kuşağın iç tarafında,dev [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş sisteminin dışındaki bir astronom, Merkür, Venüs, Dünya, Mars (Merih) ve Pluto gibi gezegenleri pek önemsemeyecek, gezegenler sistemine sadece Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün&#8217;den meydana gelmiş gözüyle bakacaktır.</p>
<p>Plüto hariç,dünya ile aynı gurupta kalan gezegenler ve Jüpiter, Satürn,Uranüs ve Neptün gibi dev gezegenler, asteroid kuşakla birbirlerinden ayrılmış durumdadırlar. Üç küçük gezegen bu kuşağın iç tarafında,dev gezegenler de ötesinde bulunmaktadır. (NOT: Küçük gezegenlere &#8220;asteroid&#8221; adı verilir).</p>
<p>Jüpiter asteroidler&#8217;in ötesindeki ilk dev gezegendir. Bütün sistemin egemen gezegeni olan Jüpiter, aynı zamanda Güneş sistemindeki en büyük gezegendir. Ekvator kuşağında çapı 142. 000 kilometre,kutuplarında ise 132.700 kilometredir.Başka türlü söylemek gerekirse,çapı dünyanın çapından kat kat fazladır. Fakat tıpkı Güneş gibi Jüpiter de dünya kadar yoğun değildir. Bilimsel yöntemlerle yapılan incelemeler, Jüpiter&#8217;in kaya yapısındaki çekirdeğinin sıvı gaz tabakalarıyla çevrelenmiş olduğunu belirtmektedir. Gezegenlerin,hatta dev gezegenlerin en büyüğü olan Jüpiter&#8217;in uydu ailesinde geniştir.Jüpiter&#8217;in on iki ay&#8217;dan meydana gelen bir uydu ailesi olduğu keşfedilmiştir. Bunlardan dördü çok büyük olup, ünlü İtalyan bilim adamı Galilei Galileo tarafından 1610 yılında bulunmuştur. Sözkonusu aylardan iki tanesi yaklaşık olarak bizim ay&#8217;ımız büyüklüğünde, öteki ikisi ise daha büyüktür. Jüpiter&#8217;in en belirgin özelliklerinden biri de güçlü radyo dalgaları yayınlamasıdır. Jüpiter&#8217;in yüzeyindeki &#8220;Büyük Kırmızı Nokta&#8221; uzun süre astronomlar ve bilim adamları için büyük bir merak kaynağı olmuştur. Kendi ışığını yaymayan Jüpiter&#8217;de acı bir soğuk egemendir. Yüzeyindeki ısının &#8216;O&#8217; m altında 216 derece olduğu ölçülmüştür.</p>
<p>Öteki dev gezegenlerden Satürn,Uranüs ve Neptün dış görünüş itibariyle belirli ölçüde Jüpiter&#8217;i andırırlar. Uranüs ve Neptün&#8217;ün çapları, Jüpiter&#8217;in çapının yarısından biraz daha azdır. Buna karşılık, Satürn&#8217;ün çapı Jüpiter&#8217;in çapının 3/2 si kadardır. Satürn gezegenlerin en az yoğunlukta olanıdır. Yoğunluğu sudan daha azdır.</p>
<p>Bir teleskopla bakıldığında, Satürn&#8217;de ilk dikkatimizi çeken şey ekvatorunun çevresindeki parlak (ışıklı), ince bandlardan meydana gelmiş halkadır. Halkanın bütünü boyunca, dış kenarından iç kenarına mesafe 171. 000 mildir. Fakat kalınlığının 10 mili aştığına ihtimal verilmemektedir. Satürn&#8217;ün halkasından başka on tane de uydusu vardır. Satürn, Güneş çevresindeki dönüşünü yaklaşık olarak 29 1/2 yılda tamamlar.</p>
<p>Satürn&#8217;ün son uydusu Janus 1966 yılında keşfedilmiştir.Bilim adamları, Satürn&#8217;ün halkasının ayrı ve her biri kendi yörüngesinde hareket eden zerreciklerden meydana geldiğini ileri sürmektedirler.</p>
<p>Uranüs ve Neptün Jüpiter&#8217;e çok benzerler. Uranüs&#8217;ün beş, Neptün&#8217;ün ise iki tane uydusu vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirclove.gen.tr/23351-dev-gezegenler-hangileridir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldız Burcu Nedir</title>
		<link>http://www.mirclove.gen.tr/23349-yildiz-burcu-nedir.php</link>
		<comments>http://www.mirclove.gen.tr/23349-yildiz-burcu-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 09:22:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23349</guid>
		<description><![CDATA[Bulutsuz,açık yaz gecelerinde gökyüzüne baktığınız zaman, bazı yıldızların kendi aralarında harfler, hayvan şekilleri meydana getirdiğini açıkça fark edebilirsiniz. Dünyanın bütün bölgelerinde çok eski zamanlardan beri, insanlar bunun farkına varmış ve kendi aralarında belirli şekiller meydana getiren gurup yıldızlara isimler vermişlerdir. Bu gurup yıldızlar, batı dillerinde genel olarak &#8220;eonstellation-konstelasyon&#8221; diye tanımlanır. Deyim, Latince yıldız anlamına gelen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bulutsuz,açık yaz gecelerinde gökyüzüne baktığınız zaman, bazı yıldızların kendi aralarında harfler, hayvan şekilleri meydana getirdiğini açıkça fark edebilirsiniz. Dünyanın bütün bölgelerinde çok eski zamanlardan beri, insanlar bunun farkına varmış ve kendi aralarında belirli şekiller meydana getiren gurup yıldızlara isimler vermişlerdir. Bu gurup yıldızlar, batı dillerinde genel olarak &#8220;eonstellation-konstelasyon&#8221; diye tanımlanır. Deyim, Latince yıldız anlamına gelen &#8221; stella &#8221; kelimesinden kökenlidir, &#8220;beraber yıldızlar&#8221; karşılığında kullanılır. Dilimizdeki karşılığı ise &#8220;burç&#8221; veya &#8220;takım yıldızlar &#8220;dır.</p>
<p>Bugüne kadar ulaşan burç isimlerinin çoğu,eski Romalılardan,eski Yunanlılardan,hatta daha eski zamanlardaki toplumlardan gelmedir. Eski Yunanlılar, yıldızlar hakkındaki bilgilerinin büyük bir kısmını Babilliler&#8217;den edinmişlerdi.Babilliler ise, yıldızların guruplaşmalarını meydana getirdikleri Hayvan şekillerine göre isimlendirmiş, bazılarına da büyük krallarının,ölen kraliçelerin,kendi efsanelerindeki kahramanların isimlerini vermişlerdi. Sonradan, Yunanlılar bu isimlerden bazılarını değiştirdiler. Herkül, Orion (Elcebbar burcu),Perseus gibi Yunan mitolojisindeki kahramanların isimlerini taktılar. Aynı şekilde,Romalılar da kendilerine göre değişiklikler yaptılar. O devirlerde takılmış olan isimlerden bir kısmı hala kullanılmaktadır.Fakat bu isimlerden bazılarının, gökyüzüne bakılarak hangi yıldız guruplarına verilmiş olduğunu kestirmek mümkün değildir.</p>
<p>Sözgelimi,eski adıyla &#8220;Aquila&#8221; resimde görülen &#8220;Kartal &#8221; takım yıldızlarının karşılığıdır. Canis Majör &#8221; Büyük Köpek&#8221;, Canis Minör da &#8220;Küçük Köpek&#8221; burçlarını belirtir. Libra, bildiğimiz &#8220;Terazi&#8221; burcudur.</p>
<p>M. S. 150 yılında ünlü bilgin ve astronom Ptoleme, 48 yıldız takımının listesini düzenlemişti. Onu izleyen uzun yıllar boyunca, başka astronomlar yeni yeni, yıldız guruplarını isimlendirerek bu listeye eklediler. Nitekim sonradan isimlendirilen bazı &#8220;takım yıldızlar&#8221;,&#8221;Sekstant&#8221;,&#8221;Pusula&#8221;, &#8220;Mikroskop&#8221; gibi teknik ve bilimsel gereçlerin isimleriyle tanımlanmaktadır.</p>
<p>Günümüzde, astronomlar gökyüzünde belirgin olarak 88 &#8220;takım yıldız&#8221;ın varolduğunu tespit etmişlerdir.</p>
<p>Gerçekte,bir takım yıldız gökyüzünde belirli bir kesimi kapsar. Yani her yıldız,belirli bir takım yıldızın veya burcun kapsamı içindedir. Buna bir örnek olarak, Birleşik Amerika’daki bir şehrin, aynı zamanda belirli bir eyaletin sınırları içinde olduğunu gösterebiliriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirclove.gen.tr/23349-yildiz-burcu-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanardağlar Nerede Olur</title>
		<link>http://www.mirclove.gen.tr/23347-yanardaglar-nerede-olur.php</link>
		<comments>http://www.mirclove.gen.tr/23347-yanardaglar-nerede-olur.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 09:21:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23347</guid>
		<description><![CDATA[New York, Londra, Paris veya İstanbul gibi şehirlerin yakınında herhangi bir yanardağ yoktur. Gelecekte ortaya çıkması da düşünülemez. Buna karşılık, dünyanın bazı kesimlerinde birbirine çok yakın olan bir hayli yanardağ vardır. Pasifik Okyanusu ile sınırlanan Orta Amerika,dünyada yanardağların en fazla faaliyet halinde olduğu bir çevredir. Gerçekte, bu çevrede bulunan yanardağların üçte ikisi halen faaliyettedir. Başka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>New York, Londra, Paris veya İstanbul gibi şehirlerin yakınında herhangi bir yanardağ yoktur. Gelecekte ortaya çıkması da düşünülemez. Buna karşılık, dünyanın bazı kesimlerinde birbirine çok yakın olan bir hayli yanardağ vardır.</p>
<p>Pasifik Okyanusu ile sınırlanan Orta Amerika,dünyada yanardağların en fazla faaliyet halinde olduğu bir çevredir. Gerçekte, bu çevrede bulunan yanardağların üçte ikisi halen faaliyettedir. Başka türlü söylemek gerekirse, sönmüş yanardağlar değildir.</p>
<p>Bu durumda, insanın aklına yazımıza başlık olan soru gelmektedir: Yanardağlar niçin belirli yerlerde bulunur ? Bunun nedeni basittir. Yanardağların bulunduğu çevrede,arzın kabuğu zayıftır. Daha doğrusu, dünyanın başka çevrelerine oranla daha zayıftır. Arzın kabuğunda zayıf bir yer olmaksızın, burada bir yanardağın varlığı düşünülemez. Bir yanardağın oluşumunu anlatmak .yukarda belirtilen gerçeği izah etmeğe de yetecektir. Bildiğiniz gibi, dünyanın (daha doğrusu arzın) merkezi sıcaktır. Arzın derinliğine gidildikçe, yüzeyden aşağılara indikçe,ısı da artar.Arzın yüzeyinden yaklaşık olarak 30 kilometre derinlikte,ısı 1000ile 1100° C (santigratı) bulur. Bu ısı derecesi de,söz konusu derinlikteki kayaların çoğunu eritir.</p>
<p>Kayalar eriyince yayılır, genleşir. Kaplayacak daha fazla yüzey gerekir. Nitekim dünyanın belirli bölgelerinde,yeni dağ silsileri oluşmaktadır. Gerçekte bunlar binlerce yıl yaşında dağlardır. &#8220;Yeni&#8221; deyimi, sonradan ortaya çıktıkları için kullanılmaktadır. Bu yeni dağ silsilelerinin altında ve yakınlarında, basınç her yerden daha azdır. Yani dünyanın (arzın) kabuğunda &#8220;zayıf&#8221; bir noktadır burası.</p>
<p>&#8220;Magma&#8221; diye tanımlanan eriyik halindeki kaya, bu kesimlere yayılır. Buralarda erimiş kaya külçeleri yığınlaşır. Zamanla, yığınlar yer kabuğundaki çatlaklardan yükselir. Erimiş kaya yığınlarının basıncı,üzerindeki çatıdan güçlü olduğu zaman, eriyik külçeler bir yanardağ olarak fışkırır. Patlar. Gazların bitimine kadar bu patlama devam eder.</p>
<p>Bir yanardağdan fışkıran maddeler esas bakımından gaz yapısındadır. Fakat &#8220;lav&#8221; adını verdiğimiz eriyik kaya külçeleri de vardır. Aynı zamanda,kopmuş katı parçalar, küller havaya fışkırır. Yanardağın fışkırması,gerçekte bir gaz patlamasıdır.Ancak, lavın bir kısmının çok ince zerrecikler halinde olması nedeniyle, siyah bir duman halinde görülür.</p>
<p>Arzın derinliğinde,ısının çok yüksek olduğu pirosfer yani ateş küredeki kaya eriyiği, sıvı ateş halindedir. Magma diye tanımlanan bu yoğunluğu fazla,hamur kıvamındaki ateşten külçe, yer kabuğunun zayıf olduğu yerlerde dışarı püskürerek &#8220;yanardağ&#8221;ı meydana getirir.</p>
<p>Yer kabuğunun bilimsel adı &#8220;litosfer&#8221;dir. Yanardağın huni biçimindeki ağzına &#8220;koni&#8221;,dağın tepesinde magmanın püskürdüğü açıklığa da &#8220;krater&#8221; adı verilir.</p>
<p>Isının çok yüksek olduğu derinliklerden (yani pirosfer&#8217;den) yükselen magmanın yeryüzüne çıktığı kanallar ise &#8220;baca&#8221;lar diye tanımlanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirclove.gen.tr/23347-yanardaglar-nerede-olur.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şimşek Yararlı Mıdır</title>
		<link>http://www.mirclove.gen.tr/23345-simsek-yararli-midir.php</link>
		<comments>http://www.mirclove.gen.tr/23345-simsek-yararli-midir.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 09:21:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23345</guid>
		<description><![CDATA[Tabiatın bünyesinde bulunan her şey, şu veya bu maksatla faydalıdır. Bir yaz gecesi gökyüzünde çatal çatal çakan şimşek de,bunların arasındadır. Havadaki bağımsız nitrojen gazını, nitratlara dönüştürür. Nitratlar,toprakta yetişen bitkilerin gıdalarından en önemlisidir.Yağan yağmur,nitratları toprağa emzirir.Böylece, bitkilerin yetişmesi için yararlı bir unsur kendi liginden sağlanmış olacaktır. Bütün bitkiler için dengelenmiş bir gıda unsuru listesi gereklidir. İyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tabiatın bünyesinde bulunan her şey, şu veya bu maksatla faydalıdır. Bir yaz gecesi gökyüzünde çatal çatal çakan şimşek de,bunların arasındadır.</p>
<p>Havadaki bağımsız nitrojen gazını, nitratlara dönüştürür. Nitratlar,toprakta yetişen bitkilerin gıdalarından en önemlisidir.Yağan yağmur,nitratları toprağa emzirir.Böylece, bitkilerin yetişmesi için yararlı bir unsur kendi liginden sağlanmış olacaktır.</p>
<p>Bütün bitkiler için dengelenmiş bir gıda unsuru listesi gereklidir. İyi çiftçiler, dolayısı ile ekip biçtikleri toprakların bünyesine gerekli unsurları katarlar. Bu,bir nevi ayarlama , hızlandırmadır. İnsanların yiyeceklerinde yaptıkları vitamin ayarlamalarından farksız bir şeydir.</p>
<p>Bir daha sefere yıldırım veya şimşek gördüğünüzde, bitkiler için ne kadar yararlı olduklarını hatırlamanız,belki de onlara karşı duyduğunuz korku veya çekingenliği hafifletecektir. ..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirclove.gen.tr/23345-simsek-yararli-midir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sis Nedir</title>
		<link>http://www.mirclove.gen.tr/23343-sis-nedir.php</link>
		<comments>http://www.mirclove.gen.tr/23343-sis-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 09:20:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23343</guid>
		<description><![CDATA[Sis,toprakla temas halindeki bir buluttur. Temelde, esas bakımından,sisle atmosferin yükseklerindeki bir bulut arasında fark yoktur. Bir bulut toprağa ya da denizin yüzeyine kadar alçaldığında,kısaca &#8220;sis&#8221; diye tanımlanır. Sis genellikle gece vakti ve sabahın erken saatlerinde,alçak, çukur kara parçaları üzerinde veya su yüzeyinde görülür. Bu durumun sebebi, soğuk hava akımının, kara parçasının veya suyun daha sıcak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sis,toprakla temas halindeki bir buluttur. Temelde, esas bakımından,sisle atmosferin yükseklerindeki bir bulut arasında fark yoktur. Bir bulut toprağa ya da denizin yüzeyine kadar alçaldığında,kısaca &#8220;sis&#8221; diye tanımlanır.</p>
<p>Sis genellikle gece vakti ve sabahın erken saatlerinde,alçak, çukur kara parçaları üzerinde veya su yüzeyinde görülür. Bu durumun sebebi, soğuk hava akımının, kara parçasının veya suyun daha sıcak yüzeyine sürtüşmesidir.Özellikle sonbaharda çok sık görülür. Çünkü sonbaharda geçen her günle, hava toprağa veya suya oranla daha çabuk soğumaktadır. Durgun gecelerde karanlık bastıktan sonra, alçak yerlerde toprağın yüzeyine yakın ince tabakalar halinde sis oluşur. Geceleri toprağın soğumasıyla, alçaktaki hava da daha soğuklaşır. Bu soğuk hava tabakasının nemli ve daha sıcakça havayla birleştiği yerlerin hemen üzerinde sis meydana gelir.</p>
<p>Şehirlerdeki sisin kırlık, açıklık yerlerdeki sise oranla daha yoğun olması genel bir kuraldır. Şehirlerin havası tozla doludur. Fabrika ve kalorifer bacalarından boşalan kurumla yüklüdür. Bunların küçük su zerrecikleriyle karışması hemhal olması,yoğun sis tabakalarını oluşturur. Dünyanın en sisli bölgelerinden biri sayılan Newfoundland açıklarında,Kutup dairesinden güneye akan soğuk su üzerindeki ılık hava,nemlilik akımlarıyla yoğun sis yaratır. Suyun soğukluğu,havanın nemliliğini çok küçük, zerrecikler halinde su damlacıkları olarak yoğunlaştırır. Hu damlacıklar yağmurun yağmasına sebep olacak kadar büyük değildir. Havada sis olarak kalır.</p>
<p>San Fransisco yöresindeki sisler bunun zıttı bir düzenden oluşmaktadır. Sıcak kumsallar üzerinde serin, hatta soğuk sabah esintileri vardır. Bir gece önce yağmur kumu nemlendirmişse,buharlaşan nemlilik kalın,yoğun sis tabakalarını şekillendirir.</p>
<p>Sisin genellikle bulutlardan daha yoğun görünmesi,sisteki su zerreciklerinin daha küçük olması nedeniyledir.Çok sayıdaki küçük su damlacıkları,daha az sayıdaki büyük su damlacıklarına oranla daha fazla ışık emer. Bu da onların daha yoğun tabakalar halinde görülmesi sonucunu doğurur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirclove.gen.tr/23343-sis-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güneşteki Lekeler Nedir</title>
		<link>http://www.mirclove.gen.tr/23341-gunesteki-lekeler-nedir.php</link>
		<comments>http://www.mirclove.gen.tr/23341-gunesteki-lekeler-nedir.php#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jan 2009 09:19:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Kültür]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://mirclove.gen.tr/?p=23341</guid>
		<description><![CDATA[Güneşin yüzünde görülüp &#8220;güneş lekesi&#8221; diye tanımlanan kesimler kendilerini kuşatan çevreden daha az ısıda olan yerlerdir. Güneşi özel teleskoplarla gözleyen astronomlar,bunları karanlık lekeler halinde görürler. Bunun nedeni,bu kesimlerin daha az ışık saçması,dolayısıyla daha karanlık oldukları izlenimini vermesidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneşin yüzünde görülüp &#8220;güneş lekesi&#8221; diye tanımlanan kesimler kendilerini kuşatan çevreden daha az ısıda olan yerlerdir. Güneşi özel teleskoplarla gözleyen astronomlar,bunları karanlık lekeler halinde görürler. Bunun nedeni,bu kesimlerin daha az ışık saçması,dolayısıyla daha karanlık oldukları izlenimini vermesidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mirclove.gen.tr/23341-gunesteki-lekeler-nedir.php/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

