mIRCLove.Gen.tr ‘Hikayeler’


Gülümsemeyi Unutmayın

Öykü, yüzyillar önce gözlemlenen bir olayinakletmektedir:Bir kesis
arastirma yapmak için bir köye gitmisti.Önce o köyünmezarligina girdi.
Çünkü kültürlerin, yasamfelsefesinin böyle yerlerde gizliolduguna
inaniyordu.Gözleri birden mezartaslarinin üzerindeki
rakamlaratakildi.Mezartaslarinda 5, 867, 900, 20003, 4979, 7, 421örnegi, birbiriylehiç de
baglantisi olmayan rakamlar vardi.Uzun uzun düsündü, fakat bu rakamlarin
anlaminiçözemedi.Köyün en bilge kisisine gitti, ona sordu:”Nedir bu rakamlar
Tanri askina?” dedi.”Bu rakamlarin gösterdikleri ay midir, yil midir,
saatmidir?”Bilge kisi gülümseyerek yanitladi:”Bizler bebeklerimiz
dogdugu zaman, bellerine bir ipbaglariz” dedi.”Yasami boyunca her güldügü an,
o ipe bir dügümatariz. Öldükten sonraise, bellerindeki dügümleri sayar,
dügümün sayisinimezartasina yazariz.”Bilge kisi, karsisindaki kesisin
birsey anlamadiginigörünceaçiklamasini sürdürdü:”Böylece onun, ne kadar
‘yasamis’ oldugunu anlariz.”Gülümsemeyi unutmayin…

Gerçek Dostluk

Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir kazada birlikte ölmüşlerdi..
Gökyüzüne çıktıktan sonra bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar..
Adam çok susamıştı..
Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken, birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular..
Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe kapısı, ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın..
Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
“Affedersiniz.Burası neresi?
Kadın ona gülümsedi:
“Burası Cennet, efendim”
Adam bunun üzerine sevinçle “Harika…!!!” dedi
“Peki bana biraz su verebilir misiniz? Gerçekten çok susadım”….
Kadın cevap verdi: “Tabi efendim, içeri girin..İçeride dilediÄŸiniz kadar su bulabilirsiniz…..”
Böylece adam köpeÄŸine döndü, “Hadi oÄŸlum içeri giriyoruz” diyerek kapıya yürüdü…ama kadın onu birden durdurdu:
“Üzgünüm efendim, köpeÄŸiniz sizinle gelemez,hayvanları içeri almıyoruz…”
Bunun üzerine adam bir an durdu.. düşündü.. ve geri dönüp köpeÄŸiyle birlikte geldikleri yolun tam ters yönünde yürümeye koyuldular….
Bir süre geçtikten sonra kendilerini bu kez tozlu çamurlu bir yolda buldular ve yolun sonunda karşılarına çiftlik giriÅŸini andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı…
Adam sordu:”Affedersiniz…. bana biraz su verebilir misiniz??” Dede “İçeri gel” dedi.”kapıdan girdikten sonra saÄŸ tarafta bir çeÅŸme var…”
Adam sordu:
“Peki arkadaşım da benimle gelip oradan içebilir mi?”
Dede ” Tabii…”dedi..”çeÅŸmenin yanında köpeÄŸinin de su içebileceÄŸi bir kase bulacaksın…”
Bunun üzerine adam kapıdan girdi… biraz yürüdükten sonra saÄŸ tarafta çeÅŸmeyi buldu.. Adam çeÅŸmeden köpek de oracıktaki kaseden doya doya içerek susuzluklarını giderdiler….
Derken adam geri giderek giriÅŸte bekleyen dedeye sordu:
“Su için çok teÅŸekkür ederim… Peki burası neresi..?”
Dede “Burası cennet” dedi.
Bunu duyan adam şaşırdı:
“Ama nasıl olur..? az önce burası gibi kırık dökük olmayan muhteÅŸem bir yere gittik ve orasının da Cennet olduÄŸunu söylediler…”
Dede “ÅŸu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?” dedi, ama orası Cehennem..”
Adam iyice şaşırmıştı:
“Peki ama orası sizin adınızı kullanarak insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz..??”
Dede gülümsedi:
“Kızmıyoruz…..çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi arkadaşını yarı yolda bırakanları Cennet’ten uzak tutuyorlar….”

Dostlarınızı Yarı Yolda Bırakmayın.
Bir dostun derdine herkes üzülebilir, bu çok kolaydır.
Bir dostun başarısına sevinebilmek ise sağlam bir karakter gerektirir..

Martilar

Bundan yüzyillar önce deniz aşırı, çok güzel bir ülke varmış.
Tabi her masalda oldugu gibi bu masalda da o ülkenin bir kralı ve
tabii ki bir de prensesi varmis. Prenses dünyalar güzeli bir kızmış.
Kral ona bakılmasını yasaklamış, her gün dolaşmak için saray muhafızları
ile sarayın dışına çıkacağı ilan edildiginde halk eğilir ve gözlerini kapatır,
ya da evlerine kaçışırmış. Onu görmenin bedeli ölümle cezalanmakmış.

Günlerden bir gün yine prenses dolaşmak için çıktığında; fakir bir köylü
delikanlı herşeyi göze alarak başını kaldırmış ve prensesle göz göze
gelmiÅŸler… O an fakir delikanlı prensese inanilmaz bir aÅŸkla tutulmuÅŸ.
Prensesin derin bakışlarının da boş olmadığını düşünmüş ve günlerce
uyuyamamış. Fakir delikanlı ölümü bile göze almak pahasına, prensesi
bir kere daha görmek için uğraşmış durmuş. Bu arada güzel prenses de
onu tutulmuş onun zarar görmemesi için günlerce kendini saraya kapatmış.
Sonunda dayanamayan fakir delikanlı her şeyi göze alarak gizlice sarayın
bahçe duvarına tırmanmış ve prenses ile bir kere daha göz göze gelmişler.
Fakir delikanlı hemen duvardan atlamış ve prensesle konuşacağı anda
saray muhafızlarına yakalanmış. Kralın karşısına çıkarılan delikanli ölümle cezalandırılacağını bildiğinden krala prensese duydugu aşkını anlatmış.

Kral ölüm emrini vereceği anda prensesin yalvarışlarına
dayanamayarak delikanlıya başka bir ceza vermeyi kabullenmiş.

Hemen bir gemi hazırlattıran kral, gidilebilecek en uzaktaki adaya bir fener yaptırmış ve fakir delikanlıyı da o adada yanlız yaÅŸamaya mahkum etmiÅŸ…

Aradan bir kaç ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan delikanlı
prensese olan aÅŸkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya baÅŸlamış…
Artık bütün martılar fakir delikanlının prensese olan aşkını anlamış
ve yazdığı mektupları prensese götürmeye baÅŸlamışlar… Zamanla
prensesin de yazmış olduğu mektupları fakir delikanlıya götüren martılar
aracılığı ile iki gencin arasındaki aÅŸk iyice büyümüş. Ta ki… Bir sabah
sarayın bahçesinde kahvaltı yaparken prensesin odasının penceresine
ağzında bir mektupla konan martıyı kralın görmesine dek. Tabii
korkulduÄŸu gibi olmamış… Martıların bile aracı olduÄŸu İki gencin
arasındaki büyük aşkı anlayamadığı için kendisinden utanmış ve
ağlayarak kızına sarılan kral, hemen bir gemi göndertip fakir
delikanlıyı getirtip kendisi ile evlendireceğini söylemiş.

Buna duyunca çok mutlu olan prenses hemen delikanlıya bir mektup
yazmış ve olanları anlatmış. Bu arada mektubu götürmek için bekleyen
martıya da tüm martıların düğünlerine davetli olduğunu söylemiş.
Buna çok sevinen martı mektubu bir an önce ıssız adaya götürmek için
yola çıkmış. Tam yolu yarılamışken yanından geçen bir kaç martı
arkadaşına haber verip hepsinin düğüne davetli olduğunu söylemek
için gagasını açtığında mektubu düşürmüş. Tüm martılar hep birlikte
mektubu aramaya baÅŸlamışlar. Fakat bir türlü bulamamışlar…

Bu arada prensesten mektup alamayan aşık delikanlı, yazmış olduğu
mektupları göndermek için bir tek martı bile bulamamış… Biraz
ilerisinde uçuyorlar fakat yanına gitmiyorlar ve mektubu ariyorlarmış…

Prensesin kendisini artık unuttuğunu, istemediğini, martıların da onun için
yanına gelmediğini sanan delikanlı üzüntüsünden sonunda kendisini
fenerden kayaların üzerine atarak intihar etmiş. Olanlardan habersiz kralın
gemisi adaya vardığında fakir delikanlının soÄŸuk bedeni ile karşılaÅŸmışlar…

İşte o gün bugündür, martılar o mektubu ararlar. Mektubu bulup,
o inanılmaz sevgiyi geri getirebileceklerine, her şeyi
düzelteceklerine, inanarak hep denizler üzerinde uçuşup dururlar.

Hayirli Damat

HAYIRLI DAMAT !
Adamın birinin evinde yangın çıkmış. Komşuları yardıma
koşmayıp olayı seyretmeye başlayınca iş başa düşmüş..
İlk önce oğlunu yangının içerisinden çıkarıp dışarda
beklemesini söylemiş. Dalmış tekrar duman ve ateşin
içerisine, kızını çıkartmış dışarıya. Sonra karısını,
sonra köpeği ve kedisini. Daha sonra dışarı hiçbir şey
getirmeden 3 kere daha içeri girmiş çıkmış. Onu seyreden
komÅŸularından biri sormuÅŸ: – Niçin yanan eve girip
çıkıyorsun dışarı hiçbir ÅŸey getirmiyorsun?” diye. -
“Kayınvalidem içeride!” demiÅŸ adam; “arada bir girip
çeviriyorum!”

Bilgelik

Ölmek üzere olan yaşlı bir baba, yatağının başına üç oğlunu çağırarak,
onlara vasiyette bulunur:

- Oğullarım, ben ölünce, birbirinize düşmemeniz için, size sahibi
olduÄŸum
17 deveyi paylaştırmak istiyorum. Miras olarak develerin yarısını büyük
oğluma, üçte birini ortancaya, dokuzda birini ise küçük oğluma
bırakıyorum.

Babalarının ölümünden sonra, mirası babalarının vasiyeti uyarınca
paylaşmak üzere kardeşler bir araya gelirler. Fakat bir türlü işin
içinden
çıkamazlar. Mirası babalarının istediği gibi pay edemezler. Çünkü 17
sayısı ne 2′ye, ne 3′e, ne de 9′a bölünebilir.

“Bu iÅŸin üstesinden ancak köyün tecrübe ehli, yaÅŸlı bilgesi gelir!”
diye
düşünüp, ona giderek, danışırlar. Bilge kişi :

- Benim bir devem var, onu da alıp, yeniden hesap yapın!” der. Bu
cömertliğe çok şaşıran oğullar, 18 deveyi pay etmeye girişirler. Önce
2′ye
bölerler, büyük oÄŸul 9 develik payını alır. Sonra 3′e bölerler, çıkan 6
deveyi de ortanca oÄŸul alır. Daha sonra 9′a böldüklerinde 2 deveyi de
küçük oğul alır. Ama, bütün develeri paylaştıktan sonra ortada fazladan
bir deve kalır yine. Oğullar bu duruma da bir çözüm getirmesi için
yaşlı
bilgeye baÅŸvururlar.

Bilge kişi güler ve:

- “İyi öyleyse!” der. “Sorun çözümlendiÄŸine göre, ben de devemi geri
alayım.”

Bilge kişi tıpkı bilgi gibi katalizör olarak olaya girer, çözümü
sağladıktan sonra olaydan çıkar. Sorunu çözmede insanlara yardımcı
olur,
ama kendinden de bir şey eksilmez. Özellikle sevgi ve bilgi verdikçe
azalmayan, daha da çok artan, tükenmez bir özelliğe ve güzelliğe
sahiptir.
İşte bilgelik ve bilge kişi budur.

Etiketler: , ,